İçimizden Bir Başarı Hikâyesi

Kübra Genli

Bugün yine bir başarı hikâyesi ile karşınızdayız. Kübra Genli sadece verdiği kilolarla değil, değiştirdiği yaşam tarzı ve bilinciyle hayatına yeni sayfalar eklemiş bir çalışma arkadaşımız. Sizleri ev-iş-ev şeklinde iki yönlü bir rutini, araya sporu ekleyerek genişleten Kübra’nın etkileyici ve ilham kaynağı olmasını umduğumuz hikâyesiyle baş başa bırakıyoruz.

Öncelikle Ford Blog’a konuk olduğunuz için teşekkür ederiz. Sizi bir tanıyabilir miyiz?

Ben de beni konuk ettiğiniz için teşekkür ederim. Ben Kübra Genli, 24 Temmuz 1985’te Gölcük’te doğdum. 16 yıldır Ford Otosan’da çalışıyorum. Dört yıl atölyede çalıştıktan sonra farklı departmanlarda çeşitli görevler üstlendim. En son Üretim Fabrika Müdürlüğü’nde görev aldım ve son üç senedir de Yeniköy Fabrikası’nda yönetici asistanlığı görevimi sürdürüyorum. Ayrıca, daha doğrusu rutin iş hayatımın dışında, spor alanında ilerliyorum. Kilo verme hedefiyle başladığım spor hayatım, 20 kilo vererek hedefime ulaşmamın ardından bu ay sonunda alacağım spor koçluğu sertifikalarıyla profesyonel bir boyut kazanacak. Biri 6 Avrupa ülkesinde, diğeri de Türkiye’de geçerli bir sertifika. Bunların yanı sıra Anadolu Üniversitesi’nde Marka İletişimi ve Reklamcılık okuyorum ve evde “photoshop” uygulamaları öğreniyorum. Şu an amatörüm ama onu da ileride profesyonelliğe dökmek istiyorum.

Çok yönlü bir hayatın var Kübra. Hepimiz zamansızlıktan şikâyet ederken sen tüm bunlara fırsat yaratıyorsun ve sadece hobi olarak değil, profesyonel bir boyuta taşıyorsun. Bunları nasıl yapıyorsun? Kırılma noktan ya da tetikleyici unsurun neydi?

İş hayatı maalesef çok yoğun ve bu yoğun ortam siz bir şey yapmadığınız sürece hissiyatınızı kaybetmenize neden oluyor. İşten eve-evden işe bir hayatla tamamen monotonlaşıyor, duygularınızı kaybediyorsunuz. Aynı insanlarla olan iletişiminiz sizi bir süre sonra kapatıyor ve geliştirmiyor, hayatınız bir zaman sonra duruyor. Duruyor derken aynı şeyleri bir kısır döngü gibi yaşıyorsunuz, yeni bir şey olmuyor. Bu da bir nevi durmak aslında.

Ayrıca ben hep oturarak çalıştığım için sağlık problemleri de yaşadım ve bu da hayatımı olumsuz etkiledi. O zamanlar 25 yaşındaydım. Bir baktım ki hareket alanım kısıtlı, hislerimi kaybetmişim, hastayım, psikolojim bozuk ve bu işime yansıyor. İşim evime yansıyor; sosyal hayatıma, sağlığıma yansıyor. Tiroid problemleri yaşıyorum, şeker hastasıyım. Şeker hastalığı teşhisiyle size birtakım ilaçlar veriliyor. Bu ilaçları alarak aktif bir şekilde iş hayatınıza devam ediyorsunuz. Hem oturmak hem ilaç kilo yapıyor. Gençsin, 25 yaşındasın… Kilodan dolayı hareket edemiyorsun, erken uyanamıyorsun, psikolojin bozuluyor, algın dağılıyor, odaklanamıyorsun, işine konsantre olamıyorsun, agresifleşiyorsun, projelerde geri kalıyorsun. Resim bu.

Girdim internete, araştırma yaptım. Endorfin denilen o mutluluk hormonunu kendimde nasıl bulabilirim, nasıl elde edebilirim diye; pozitif olmanın hayatıma nasıl bir katkısı olacak diye. Her şey ilaç içmek ya da konulan teşhis sonucunda ben böyleyim demek değil. Dedim ki benim bu kilodan kurtulmam lazım, üzerimde büyük bir yük bu. Yürüyemiyorum, yaşıma göre giyinemiyorum, kendim olamıyorum. Bir yerden başlamam gerekiyordu ve spora başladım. İnsan bir şeye dokununca yapıyor. Şu an 34 yaşındayım ve artık 22-23 yaşındaymışım gibi hissediyorum, giyiniyorum, hareket ediyorum.

Nasıl bir yolculuktu? Zorlandığın, vazgeçtiğin anlar oldu mu?

Şöyle oldu, hissetmek dedim ya, ilk 6 ay hiç kilo veremedim. Ve ne yalan söyleyeyim, spor salonlarının ticari amaçlı olduğunu düşündüm ve küstüm. Sonra oradaki hocam bir gün beni arayıp şöyle dedi: “Sen havası alınabilecek, pat diye sönecek bir nesne değilsin. Hissetmen lazım. Spor erimek ya da zayıflamak değildir. Psikolojik açıdan da kendini bilinçlendirmen lazım. Önce kendine saygı duymalısın.” Yeniden başladığımda hiçbir hareketi yapamıyordum, ama bu sefer üzerine gittim, en zor hareketleri yapmak istedim. Öyle ki kendi sınırlarımın ötesinde, erkeklerin yaptığı hareketleri yapmaya karar verdim. Hedefimi hep büyüttüm, pes etmek yerine daha fazlasını istedim. Ben değil, kilolarım pes edecek dedim.

Bu süreçte tüm ilaçlarımı bıraktım. Şekerim düzeldi, ama tiroit ilaçlarıma devam ediyorum. Spora devam ettikçe ve zayıfladığımı gördükçe yaşam tarzıma da bir kalite geldi ve ardından yediklerime de dikkat etmeye başladım. Diyetisyene gitmedim, ama zararlı tüm yiyeceklerden vazgeçtim. Hazır yiyecekler, gazlı içecekler… Hepsini bıraktım. Çünkü o kadar çalışıyorum, emek veriyorum, kas ağrısı çekiyorum, terliyorum… Bir hamburgerle, bir gazlı içecekle emeğimi bir anda çöpe atmak bu. Bedenim beni yönlendirmeye başladı. Hastalıklar değil, sağlıklı bir psikoloji beni ele geçirdi.

Peki, dış faktörler? Ailen, arkadaşların? Hiç mi bir kereden bir şey olmaz, hadi ye demediler? Nasıl karşı koydun?

O dönemde ailemle yaşıyordum. Her şeyi reddettim, bütün dış faktörleri. Bugün ne yaptım spor yaptım, 1500 kalori yaktım, bisiklet üzerinde hunharca çalıştım… Eğer ben bir dilim ekmek ya da tatlı yersem o gün spor yapmamış sayıyordum. Şu an yoruluyorsun, terliyorsun emek sarf ediyorsun, ailenden, hobilerinden zaman çalıyorsun, neden? Zamana yazık. Zaman da bir bütçedir, giderdir. Zaman bedava değildir. 2 saat boyunca kendimden çalıyorum; arkadaşlarımdan, dizimden, kitabımdan çalıyorum.

Yemek alışverişini kendime göre yapmaya başladım. Ailem bir gün karşı çıktı, yetersiz besleniyormuşum diye. Karşı çıktıkları ve yememi istedikleri her şeyi araştırdım, onlara bir çıktı hazırladım. Yediklerinin kendilerine neler yaptığını anlattım, yemediklerinin de aynı şekilde. Bu alternatif tıp değil, pilavı çok tüketirsen insülin direncin artar gibi bilgiler sundum… Ailemin de beslenme tarzını değiştirdim. Anlayacağınız sadece kendimi değil, çevremi de değiştirdim, değişimime ortak ettim.

Hayatında buna paralel neler değişti?

Nerede hareket orada bereket derler. Üşengeçliğim ortadan kalktı. Spor salonunda farklı sektörlerden insanlarla tanıştım ve çevrem genişledi. Sosyal hayatımı ve çevremi ise artık yalnız yaşadığım için saatlerime göre ayarladım. Bunu yapmak zorundayım. Yemeğe davet edildiğimde yemekten sonrası da olsa gidiyorum. Sinemaya gideceksek en son matineye gidiyoruz. 5 gün spor yapıyorum, bazen birini iptal edip cumartesi günü gidiyordum. Borç gibi düşünün.

Sigarayı da bıraktım bu sayede. Dedim ki bir hedefim var, ama bir şey benim bunu yaşamamı engelliyor. Hızımı düşürüyor. Bana kimse engel olamaz dedim ve bıraktım.

Sporla birlikte duruşum değişti. Bu da beden dilimi, dolayısıyla hem iş hem de sosyal hayatımdaki iletişimimi değiştirdi. Kısacası insanlar üzerindeki algım değişti.

Çok güzel bir denge kurmuşsun, ama oldukça zorlayıcı görünüyor. Hayatında bahaneye yer bırakmamışsın. Bu dengeyi nasıl kurdun?

Biz kültür olarak dinlenmeye alışmışız. Çok çalıştın, bugün de dinlen. Bana en çok söylenen şey bu. Hepimizin ağzında aslında: Beş toplantım vardı, çok yoruldum, akşam ayaklarımı uzatıp dinleneceğim. Biz spordaki arkadaşlarımla birlikte kendimize bir slogan yarattık: “Spora bahane bırakmadık.” Sporu bir yorgunluk nedeni olarak görmeyin. Spor bir dinlenmedir, spordan sonra hormon salgılarsınız ve mutlu olursunuz.

Dinlenme kavramındaki algıyı değiştirin. Bu beynimize yanlış kazınmış bir şey. Otur dinlen diye bir şey yok. Hareket ederek de dinlenebiliriz. O değişikliği kendi içinizde hissedince bırakamıyorsunuz. Kendinizi, bedeninizi tanıyorsunuz.

Ben kendimi tanıdıkça kendimle daha barışık oldum. Eskiden çok agresiftim, artık çok daha toleranslı bir insanım. İş hayatı ile sosyal hayat arasında bir denge kurabildim. Tek çevre olunca her ortamda aynı sorunları sohbet konusu yapıyoruz. Ama sporla hayatıma giren farklı sosyal çevreler benim de ufkumu açtı. Bambaşka insanlarla farklı sohbetlerde farklı şeyler öğreniyorum. Hayatınıza ne kadar çok şey katarsanız dengeyi kurmanız daha kolay oluyor.

Çalışma arkadaşlarının, yöneticilerinin tepkileri ve destekleri ne yönde oldu?

Yöneticim iş-sosyal hayat dengesini çok iyi kurmamı sağladı açıkçası. Fazla mesaiye kalmam gerektiğinde spordan geri kaldığımı görünce zaman yönetimi eğitimine yönlendirdi beni. Böylece iş yerinde zamanımı daha iyi yönetebilir hale geldim. Arkadaşlarım ise gerek sosyal medya üzerinden gerek yüz yüze yapıcı yorumlarda bulundular hep. Benden etkilenip kendileri de spor yapmaya başladılar. İnsanlar üzerinde, sevdiklerim üzerinde böyle bir etkimin bulunması çok hoşuma gidiyor.

Şu an nasıl besleniyorsun? Neler yapıyorsun? Bir günün nasıl geçiyor?

Sporda belli bir hıza ve seviyeye eriştikten sonra hafta sonlarını ailem ve arkadaşlarıma ayırdım. Hafta sonlarımı doğa sporlarıyla geçiriyorum, salona gitmiyorum. Hafta içi ise her gün iş çıkışı spora gidiyorum. Her sabah katılmakla yükümlü olduğumuz bir toplantıdan nasıl kaçmıyorsak akşam spora gitmek de benim için öyle. Bugün ne yapayım, spora gideyim demiyorum. Spordan sonra ne yapacağım diye düşünüyorum.

Yağlı yiyeceklerden uzak duruyorum. Sabahları yulaf ezmesi ve meyve yiyorum. 2 saatte bir mutlaka bir şeyler atıştırıyorum; yoğurt, kayısı, fındık vs. Mutlaka her an yanımda haşlanmış yumurta beyazı bulunur. Zararsız, doyurucu, harika bir besin kaynağıdır. Sarılarını da sokak hayvanlarına veriyorum, ziyan etmiyorum.

Öğlenleri diyet ya da vejetaryen menü yiyorum yemekhanede. Spora 2 saat kala bir şey yemiyorum, sadece filtre kahve ya da Türk kahvesi içiyorum, metabolizmayı hızlandırıcı etkisinden dolayı. Asla alternatif bir ürün kullanmıyorum. Spordan sonra mutlaka muz yiyorum ya da çikolatalı veya sade süt içiyorum. İlk yarım saatte bunları tüketmek kas yapılanması için çok önemli. Eve gidince de mutlaka salata ve ızgara tavuk ya da et yiyorum. Akşam 10’dan sonra bir şey yememeye özen gösteriyorum.

Arada bir canının çektiği hiçbir şey yok mu ya da olmuyor mu?

Kendimizi ödüllendiriyoruz ayda bir. Günü belirliyoruz, ödülü belirliyoruz. O belirleme süreci bile çok heyecanlı oluyor. Bazen iki hamburger, bazen tatlı… Kutlama gibi oluyor bizim için.

Önceki hedefin artık yaşam tarzın olduğuna göre bundan sonraki hedeflerin ne?

Ankara’da “spinning” eğitmenliği sertifikası alacağım. Avrupa’nın 6 ülkesinde ve Türkiye’de eğitimci bir kimliğim olacak. Koreografi oluşturuyorum. Yaşam tarzımı meslekleştiriyorum. Pilates sertifikası almayı da planlıyorum. Sporu sevdirmek, bu alışkanlığı aşılamak için çeşitli organizasyonlar düzenleyebilirim.

Eminiz ki başarı hikâyeni okuyup aradığı motivasyona ulaşacak takipçilerimiz olacaktır. Son olarak onlara bir şeyler söylemek, tavsiye etmek ister misin?

Gözlemlediğim bir şey var, sadece spor alanında değil, hayatımızın her alanında bazen olması gerekenden fazla özgüvene sahip olabiliyoruz. İşi uzmanından öğrenmek yerine kafamıza estiği gibi yapmaya çok yatkınız. Benim hikayem eğer birilerine motivasyon olacaksa onlara tek tavsiyem mutlaka uzman eşliğinde çalışmaları. En basit görünen koşu bandında bile yanlış bir duruşunuz, hatalı bir hareketiniz geri dönülmez hasarlara neden olabilir. Neden doğrusunu öğrenmek varken risk alasınız?

Bugün ayrıca Dünya Yoga Günü. Bugünü kendi miladınız yaparak içinizdeki enerjiyi, dengeyi ve bütünlüğü ortaya çıkarabilirsiniz. Güç kendi içinizde. Buna inanın.

Hayatını, başarı hikâyeni bizimle ve takipçilerimizle paylaştığın için çok teşekkür ederiz Kübra. Çok keyifli bir sohbet oldu.

Ben de çok teşekkür ederim. Sevgiler.

  • Yorumlar

Bu yazıya ilk yorumu sen yap.