Pek çoğumuz onu dizilerden tanıdık ve sevdik. Canlandırdığı karakterlerle oyunculuk konusunda ne kadar yetenekli olduğunu ortaya koydu. Şimdi TV’den çok tiyatro ve sinemada olmayı tercih eden başarılı oyuncu Tardu Flordun’la Ford Otosan çalışanlarının da katıldığı keyifli bir söyleşi yaptık. 

 

Tardu Flordun bir süredir televizyon ekranlarından uzak duruyor. Bunun bilinçli bir tercih olduğunu röportajımızı okuduğunuzda anlayacaksınız. Ama onu oyuncunun er meydanı denilen tiyatro sahnesinde görmek isteyenler, Oyun Atölyesi’nde sahnelenen “Kim Korkar Hain Kurttan” oyunundaki George rolünde izleyebilirler. Tardu Flordun, “Şimdi modern sahneler falan yapılıyor ama salona girince bir ağaç kokusu alırsınız ya, o beni çok etkiler. Motive oluyorum, işte tiyatro diyorum, al sana sahne. Oyun Atölyesi’nde en çok hoşuma giden şey bu, o kokuyu burada alabiliyorum,” diyerek buradayken kendini ne kadar mutlu hissettiğini ifade ediyor. Röportajımızı yaptığımız günlerde vizyona giren “Silsile” isimli sinema filmi de, başarılı oyuncunun mutluluğunu perçinlemiş. “Umarım layık olduğu ilgiyi görür” dediği filmden söz ederken iyice emin oluyoruz ki, Tardu Flordun’u televizyona ikna edecek işin çıtası epey yüksekte…

 

Tardu Flordun

 

Bir röportajınızda, canlandırdığım karaktere deli gibi kafa yorayım, zorlanayım istiyorum, demişsiniz. Bu oyunda canlandırdığınız George da böyle bir karakter mi? 

 

Dizi sektöründe karakterler maalesef Türkiye’de tek boyutlu yazıldığı için kafa yormanıza gerek kalmıyor. Bir dizi altı günde çekildiği için buna zaten zamanınız da olmuyor. Sanattan ziyade fabrikasyon iş diyorum ben onlara. Sinema ve tiyatroda; iddialı, yüksek boyutlu ve oyuncunun kafa yormasını sağlayan roller olduğu zaman çok heyecanlanıyorum. O zaman daha iyi, daha doğru üretebildiğimi hissediyorum. George karakterine gelirsek, o da benim için öyle bir rol oldu. Oyunun yazarı şu an dünyanın yaşayan en büyük ve en yaşlı yazarlarından biri. Bu bir komedi değil, melodram da değil. Amerikan rüyasını yaşayan ve artık birbirleriyle tutku bağı kopmuş orta yaşlı bir çiftin, yanlarına aldıkları genç çiftler vesilesiyle hayata tutunma ve birbirlerinden intikam alma çabalarını anlatıyor oyun. İçinde kara mizah var, absürtlük var…

 

Bir oyuncunun stil sahibi olması gerektiğini söylerken kast ettiğiniz şey nedir?

 

Bir roman okuruz, bir senaryo ya da, bu rol tam Antony Hopkins’lik rol deriz. Ben mesela, Antony Hopkins’lik ya da Marlon Brando’luk rolleri hemen anlayabiliyorum. Ama mesela, bunu da Nicholas Cage oynasa ne güzel olur demiyorum. Sizin için, bu tam senlik rol, demeye başlamışlarsa kendi tarzınızı oluşturmaya başlamışsınız demektir bana göre.

 

Tardu Flordun

 

Şöhretle birlikte kamuoyu gözünde tanımlanmış bir kimlik oluyorsunuz… Bu tanımlanmış hal, oynadığınız rolün algılanma biçiminde etkili oluyor mu?

 

Mutlaka oluyor. Son dönemde karıştırılan iki kavram var ama. Biri şöhret, öteki popülerlik. Şöhret sizin peşinizi bırakan bir şey değildir. Ben şu dönemde dizi yapmıyorum mesela. Dizi yapsam popüler olurum zaten, anlık bir şeydir. Etkisi bir iki sene sürer ve sonra popülerlik kimliğinden sıyrıldığınızda geriye kalan ne var? Ben şimdi bunu yaşıyorum. Oyunu izlemeye gelenler diziden edindiğim popülerliğin etkisiyle değil, ben olduğum için geliyorlar şu aşamada. Zerrin olduğu için gelip izlemeleri de öyle bir şey. Öteki genç arkadaşların ise içinde bulunduğu durum şöhret değil, popülerlik. Çok yetenekliler ama onları şu anda dizilerden tanıyor insanlar. Bu bir eksiklik değil, yanlış da değil. Ben daha önce dizi yaptığımda da tiyatroda oynadım. 40-50 yaşlarında pek çok kişi, hayatımda ilk defa tiyatroya geldim, çok beğendim, bundan sonra da tiyatro izlemeye devam edeceğim, dedi bana. Tiyatro hanesine “artı bir”dir bu. Sorduğunuz soruyla ilgili şunu da söylemek isterim ki, ben zaman zaman kendi kendime denemeler yapıyorum. Kendimle ilgili egzersiz bir bakıma. Bir süre dizilerde oynamama kararı almak ve biraz öyle yaşamak. Bu da beni mutlu eden şeylerden biri aslında. O zaman dizide oynamayan tarafımı görüyorum. O tarafımla barışık mıyım ona bakıyorum aslında. Popülerlik isteyecek miyim diye bakıyorum. Öyle bir ihtiyacım olmadığını gördüm. Bu bana iyi bir şey anlattı kendimle ilgili. İnsanın sanatıyla kendi kimliğini harmanlayıp ilerlemesiyle çok alakalı bir şey. Çünkü popülerlik bir balondur; tek bir iğneye bakar. O iğne batıp balon patladığında geriye kalan ne; egolar, kibir, kendinden memnuniyetsizlik…

 

Gündeminizde televizyon projesi var mı? 

 

Teklif var ama ben bu piyasa düzelene kadar dizi yapmayı düşünmüyorum. Tiyatro yapmaktan çok tatmin oluyorum. Yeni film var vizyonda, “Silsile”. İyi bir film oldu. Ticari bir iş olmaktan çok derdini iyi anlatan bir yapıt. 30 yaşından beri hayatıma insan almakta zorlanıyorum, çok nadir olabiliyor bu. 40 yaşından sonra hayatıma kattığım çok önemli biri oldu; filmin yönetmeni Ozan Açıktan. Gazeteci, oyuncu, yapımcı; hangi meslekten olursa olsun kişinin işini doğru yapması, ahlaklı yapması tabii ki çok önemli. Bu zaten insanın kişiliğiyle ilgili bir şey. Dolayısıyla ben karşımdaki insanın hangi pozisyonda olduğundan çok duygularına, samimiyetine, gözlerinde ne gördüğüme önem veririm.