Türkiye’yi 15 yıl önce opera ile tekrar tanıştıran dünyaca ünlü tenor Hakan Aysev, birbirinden farklı soundların harmanlandığı çok sayıda önemli proje ile operadaki pek çok tabuyu yıktı. Sanatçı, müzikte alışılagelmiş kuralları alt üst etmeye devam ediyor.

 

Hakan Aysev

 

NBA oyunculuğu hayalleri kuran ve 13 yaşında müzik dersinden kalan Hakan Aysev’in, annesini kırmamak için katıldığı konservatuvar sınavı hayatının dönüm noktası oldu. Sanatçı, 20 yaşında Luciano Pavarotti’nin öğrencisi olurken, dünyaca ünlü tenorla aynı sahneyi paylaştı. 21 yaşında ise Viyana Devlet Operası’na giren ilk Türk opera sanatçısı unvanını kazandı. Hakan Aysev, 15 yıl önce radikal bir kararla Türkiye’ye döndü. Çok güçlü bir sese ve yoruma sahip olan, opera ve klasik müzik tutkunlarını kendine hayran bırakan Aysev ile müzik kariyerini ve projelerini anlattığı keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Müziğe olan yeteneğinizi keşfettiniz ve operayı seçtiniz. Bu süreç nasıl başladı?

 

Bu çok enteresan bir hikâyedir. Ben ortaokul birinci ve ikinci sınıfta müzik dersinden kalan bir öğrenciydim. Basketbolcuydum ve hayalim NBA starı olmaktı, 1.81 boy ile nasıl olacaksam? Kariyerimde annem çok belirleyici oldu. Onun isteği konservatuvar sınavına girmemdi. Ben kazanamayacağımı düşünerek annemi de kırmamak adına sınava girdim. Ama kazandım. Ondan sonra tabi müzik öyle bir sevda, öyle bir zehir ki insanın vücudunda bir virüs gibi bütün vücuda yayılıyor. 45 yaşındayım ve 15 yaşımdan bu yana bu sanatın sevdalısıyım.

 

Dünyanın en önemli operalarından Viyana Devlet Operası’na giren ilk Türk olmanızın yanı sıra genç yaşta çok sayıda farklı başarı elde ettiniz. Daha sonra ise her şeyi bırakıp, operayı sevdirmek adına Türkiye’ye geldiniz. Bu kararı nasıl aldınız?

 

Henüz 21 yaşındayken dünyanın en iyi üç operası arasında gösterilen Viyana Devlet Operası’nda solist sanatçı olarak görev aldım. Normalde bir opera sanatçısının Viyana Devlet Operası’nda başrol söylemesi için 40-45 yaşlarında olması gerekir, ben bunu 21 yaşında yaptım. Bu çok erken gelen büyük bir başarıydı.

Ben oryantalist ruhlu bir adamım, Türkiye’yi, bu toprakları çok seven biriyim. Sahnede her şey çok çok iyi giderken, sahneden inince çok büyük bir sosyal boşluk yaşadım. Bu duruma ancak 14 yıl dayanabildim. Büyük bir memleket hasretinin ardından Türkiye’ye döndüm. Orada çok önemli bir dünya kariyerim, Türkiye’de ise bilmediğim bir opera hayatı vardı. 1998 yılında Türkiye’ye geldiğimde gördüm ki opera devlet kurumlarında, dört duvar arasında sıkışmış kalmış. İnsanların tek tanıdığı opera figürü “Kaynanalar” dizindeki, kocasına kızınca bağıran “Tijen” karakteri. Madem bu ülkede yaşamak ve bu mesleği yapmak istiyorum, o zaman operanın daha farklı yapılması gerektiğini düşündüm. Operayı popülerleştirmek adına farklı stratejiler geliştirdim. Türkiye’de “Hakan Aysev”, bir opera sanatçısı, bir tenor figürü oluştu. Bu da beni çok mutlu ediyor.

 

Sizce Türkiye’ye geldiğiniz dönem ile günümüzde operaya bakış açısında nasıl farklılıklar var?

 

Mustafa Kemal Atatürk operaya gereken özeni göstermiştir. Ancak günümüzde devlet politikasına yönelik seçimler nedeniyle opera gereken ilgiyi görmüyor. Türkiye’ye geldiğim yıllar ile günümüzü karşılaştırırsak yine farklılıklar görüyoruz. Türkiye’deki en önemli eksiklik tek sesli düşünmek. Ama çok sesli düşünmek lazım.

 

Çalışanlarımızın da sizin hakkınızda merak ettiği bazı konular var. Müjdat Solmaz’ın size yönelttiği soru, çocuk sahibi olduktan sonra hayata bakış açınızda değişiklik olup olmadığıyla ilgili.

 

Hayata bakış açım, sanat dışındaki tüm değer yargılarım, bütün önceliklerim değişti. Sağlık problemi olmayan ve imkânı olan her insanın çocuk sahibi olması gerektiğini düşünüyorum. Kızım şu anda 22 aylık ve hayatımda tatmadığım duyguları tattırıyor. Kızım hayatımın en güzel projesi.

 

Tevfik Diker’in sorusu ise Almora gibi rock gruplarına sunduğunuz destek hakkında. Bu tarz gruplara yönelik desteğiniz hala devam ediyor mu?

 

Kesinlikle geçerli. Zaten bu tarz çalışmalara yaklaşık 15 yıl önce Bulutsuzluk Özlemi ile başladım. O zamanlar klasik müzik yapan birinin rock grubu ile birlikte çalışması Türkiye’de tabu sayılıyordu. Almora grubu bana ulaştı. Benim için beste yaptıklarını söylediler, dinledim ve çok beğendim. 1945 isimli parça çok güzel başarılar elde etti. Operayı, özellikle rock müziğe çok yakın buluyorum. Bu tür projelerde yer almayı düşünen gruplara her zaman destek veririm

 

Ford Otosan, VKV Ford Otosan Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi sanat alanında birçok önemli etkinliğe imza atıyor. Siz Ford Otosan’ın sanata ve sanatçıya sunduğu destek hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Ford Otosan’ın bu hassasiyetini çok beğeniyorum ve tebrik ediyorum. Umarım, kültür merkezinizdeki imzalardan biri de bana ait olur.