Şirketimiz yöneticilerinden Ökkeş Uçer’in, tiyatrodaki başarısıyla adından söz ettiren kızı Selen Uçer ile Boğaziçi Üniversitesi Kimya bölümünde başlayan ve oyunculuk ile devam eden kariyeri üzerine keyifli bir sohbet yaptık. Oyunculuk kariyerine “En iyi  kadın oyuncu”, “En iyi yardımcı kadın oyuncu” ödüllerini sığdıran Selen Uçer bizim için babasının kızı.  Ökkeş Uçer, kimya mühendisi olarak 1972 yılında başladığı kariyeri boyunca şirketimizde önemli başarılara ve ilklere imza attı. Halen danışman olarak bizlere destek veren Ökkeş Bey’e teşekkür ediyor sizleri Selen Uçer ile yaptığımız sohbet ile baş başa bırakıyoruz…

 

 

 

AVUSTURYA LİSESİ’NDEN MEZUN OLDUKTAN SONRA BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ’NE GİRDİNİZ VE KİMYA BÖLÜMÜNÜ BİTİRDİNİZ. ANCAK SİZ OYUNCULUĞU SEÇTİNİZ. BU KARARI NASIL VE NE ZAMAN ALDINIZ?
Çocukken annem her hafta sonu tiyatroya götürürdü beni. Dormen Tiyatrosu, Kenter Tiyatrosu, Ses Tiyatrosu, Devekuşu Kabare izleyerek büyüdüm. Sonra Avusturya Lisesi’nde ilk oyunlar ve “Ben oyuncu olacağım” sözleri başladı. Ancak mühendis anne-babayı konservatuvara ikna etmek o kadar kolay değildi, ben de çekingen bir
asi çocuktum. Dolayısıyla Boğaziçi Üniversitesi’ne girip orada üniversite tiyatrosuyla başlamak gibi bir karar daha mantıklı gözüktü ve BÜO (Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları) günleri başladı. Mezuniyetten sonra kısa süre Akademi İstanbul’da burslu okudum. Bir yandan Levent Kırca Tiyatrosu’nda oynuyor, Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde asistan olarak çalışıyordum. Sonra Amerika’da sınavlara girdim, oyunculuk yüksek lisans programı için burs buldum. Chicago Roosevelt Üniversitesi’nde burslu olarak oyunculuk ve tiyatro alanında yüksek lisans yaptım…

 

OYUNCULUKLA İLİŞKİNİZİ NASIL ANLATIRSINIZ?
Çocukluğumdan itibaren tiyatro hep bana kendimi iyi hissettirdi. Çekingen bir çocuktum ama bir şey anlatırken ya da sahnede oynarken çok rahattım. Oyunculuğu tutkuyla seviyorum. İnsanları, hikâyeleri, durumları anlatmayı, onları iyi anlatmak için derinlikli bir şekilde anlamaya çalışmayı, uğraşmayı, öğrenmeyi seviyorum. Oyunculuk herhangi başka bir meslekten daha önemli ya da ayrıcalıklı değil
tabii ki, bu mesleği yapmasam da yaşardım. Ama şanslıyım, en sevdiğim işi yapıyorum ve yaptığımdan hâlâ heyecan duyuyorum. Bunların yanında ailem, dostlarım, sevdiklerimle, ne iş yaparsam yapayım kendi küçük mütevazı dünyamda yaşıyorum sanırım.

 

TÜRKİYE’DE BUGÜNKÜ TİYATRO ORTAMINI NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?
Türkiye’de tiyatroda senelerdir süregelen eskimiş, üzeri tozlu tarz ve anlatımların kısa sürede tamamen yok olacağını, seyirciye daha ulaşan oyunların sayısının gün be gün arttığını düşünüyorum.

 

“CAM” ADLI OYUNDAKİ ROLÜNÜZLE AFİFE JALE ÖDÜLÜ KAZANDINIZ. ŞİMDİ DE KUÇU KUÇU’DASINIZ… BU OYUNLARDAN BİRAZ BAHSEDER MİSİNİZ?
Cam oyununun da benim için yeri ayrıdır. Dolunay Soysert, Mete Horozoğlu, Deniz Çakır ve Bülent Alkış’tan oluşan oyuncu kadrosu, yönetmenimiz Laçin Ceylan ve oyunun yazarı Levent Kazak ile özel bir çalışma olmuştu. O kadar çok şey öğrendim ki
Cam’ı oynadığımız iki sene boyunca, müthiş bir sahne tecrübesi edindim. “Kuçu Kuçu” ise dünya sisteminin diretmesi ve koşuşturmasıyla sürüklenip gidebilen hayatlarımızla ilgili bir oyun. Oyunun çok sevdiğim bir cümlesi var: “Birbirimizin izi var üstümüzde.” Düşünsenize, hayatınıza giren herkesin, yakınlık dereceniz ne olursa olsun, sizde bir izi kalıyor. İşte bu bağlamda, birbirinde izleri olan iki eski arkadaşı anlatıyor oyun.

 



HANIMIN ÇİFTLİĞİ DİZİSİNDEN SONRA, “KUÇU KUÇU” ADLI
OYUNDA DA ÖZGÜ NAMAL’LA AYNI SAHNEYİ PAYLAŞIYORSUNUZ.
BU ORTAKLIK NASIL DOĞDU?
Özgü ile Hanımın Çiftliği setinde yemekte tesadüfen bir sohbet etmiştik. Kadın karakterlerin daha boyutlu anlatılması, klişelerin dışında hikâyelerin, senaryoların içinde olmak istediğimizi fark etmiştik. Çok tanışmıyorduk açıkçası ve böyle bir projeyi günün birinde beraber gerçekleştireceğimiz aklımın ucundan geçmemişti. Bu kadar eğleneceğimizi, karşılıklı oynamanın bu kadar zevkli olacağını tahmin etmemiştim. Meğer o sohbet bir şeyleri başlatmış. Tartışabileceğim, durmadan arayan, öğrenen, doğallığı arayan, detaycı, ateşli, çok iyi bir oyuncu var karşımda. Üstüne bir de “Kuçu Kuçu” nun temel meselesi ikimizi de heyecanlandırıyor.

 

SİZ AYNI ZAMANDA SİNEMA OYUNCUSUSUNUZ. ÖDÜLLÜ CAN FİLMİNİN DE BAŞROLÜNDEYDİNİZ… SİNEMA İLE İLGİLİ NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?
Can’la Sundance Film Festivali’ne seçilmek, orada jüri özel ödülü almak çok güzeldi. Bundan sonra oynayacağım rolü de iyice düşünüp, özenle seçmek istiyorum… Yeni genç Türkiye sinemasını seviyorum. Sinema anlatımını çok etkili buluyorum. Bunların içinde, daha detaylı kadın rollerinin olmasını, kadınların hikâyelerin içinde daha fazla yer almalarını umuyorum. Kendimizdeki samimiyet anlatıldığı zaman,
bir sinema dili oluşturulduğu zaman özel oluyor, uluslararası bir ses getiriyor.

 

TİYATROSEVERLER İÇİN SEZON OYUNLARINDAN HANGİLERİNİ TAVSİYE EDERSİNİZ?
Krek’in “Babamın Cesetleri” ve “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” adlı oyunlarını,
Laçin Ceylan’ın kurduğu BiTiyatro’nun “Yeni Kiracı” ve “Küçük Prens”
oyunlarını, Sahne Cihangir’de oynayan “Miss Julie” oyununu tavsiye ederim.