Ülkem İçin Engel Tanımıyorum projesi kapsamında, VKV Ford Otosan Gölcük Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi’nde, Düşler Akademisi projesinin bir girişimi olan Social Inclusion Band müzik grubu ile The Fish Police Band grubu müthiş bir konser verdi. Felsefesi “herkes için müzik” olan ve toplumsal değişimi hedefleyen Social Inclusion Band grubunun iletişim koordinatörü Nisan Necimoğlu ile oldukça keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

 

Social Inclusion Band projesi nasıl doğdu?

 

“Herkes için müzik!” sloganıyla yola çıkan Social Inclusion Band, Düşler Akademisi bünyesinde gerçekleştirilen bir alt projedir. Bir performans grubu olan Social Inclusion Band, müziğin tarih boyunca her toplumda ve kültürde insanları bir araya getiren evrensel bir dil oluşundan hareket eder. Düşler Akademisi, 2008 yılından bu yana engelli gençler için gönüllü bazda çalışan sanat ve spor atölyeleri üretiyor. Temel hedefimiz, bu gençlerin hayata aktif ve tam katılımını gerçekleştirmek. Bu süreçte, Social Inclusion Band, ilk etapta ritim atölyelerinden mezun olan öğrenciler ve profesyonel müzisyenlerle kurulan bir grup. Social Inclusion Band, bugüne dek Akbank Caz Festivali, Rock’n Coke, İKSV Caz Festivali,

Geleneksel Bebek Şenliği, Efes Pilsen One Love Festivali, Vodafone Freezone Konserleri gibi pek çok önemli organizasyonda sahne aldı. Moby, Limp Bizkit, Simon Bolivar Orkestrası, Şebnem Ferah, Bengü, Babazula, Cahit Berkay, Deniz Güngör, Kürşat Başar ve Burçin Büke gibi önemli isimlerle aynı sahneyi paylaştı ve pek çoğuyla birlikte müzik yapma olanağı buldu. Grup, kurulduğu günden bu yana aylık Babylon konserlerinde izleyicisi ile buluşmaya devam ediyor.

 

Social Inclusion Band’in hedefi nedir?

 

Projenin felsefesinde Music For All (Herkes İçin Müzik) anlayışı var. Amacımız engelliler üzerinden bir hayır kurumu organizasyonu yapmak değil, bu gençlerin imkan verildiği

takdirde, engelli-engelsiz ayrımı yapılmadan bir müzisyen olarak bu hayatın içinde var olabileceklerini kanıtlamak ve bunu gerçekleştirmek. Bugüne kadar attığımız adımlarla bir anlamda bu hedefimizi gerçekleştirdik de. Bu insanlar konserlerden kazandıkları gelirle artık kendilerini idame ettirebilir düzeydeler. Gelir getirici bir sosyal proje modeli oldu.

 

Grup kaç kişiden oluşuyor?

 

Genel olarak 8 kişiden oluşan bir grubuz. Ancak amacımız, sabit bir kadro değil, dinamik bir yapı. Bir kemik kadrodan ziyade her yetenekli insanın, her hevesli insanın kendine olanak ve sahne bulabileceği bir yapı oluşturmak istiyorduk. Son bir yılda repertuar anlamında da bir değişim sürecine girdik. Burada kendi stüdyomuzu kurduk. Kendi stüdyomuzu kurmamızla beraber beste çalışmalarımız da başladı. Son aylarda artık sahnede sadece bilinen cover parçaları değil, kendi bestelerimizi de çalıyoruz.

 

Hem grup üyeleri, hem de izleyenler tarafından ne tür geri dönüşler alıyorsunuz?

 

Çok olumlu geri dönüşler oluyor. İzleyiciler için, sahnede engelli birinin olması ve özgüvenle özgürce ayakları üstünde durabilmesi çok ciddi bir farkındalık yaratıyor. İkincisi, izleyicinin gözünde aslında her zaman bir önyargı oluyor. Biz bir hayır kurumu değiliz ve hiçbir konserimizi de hayır kurumu mantığıyla düzenlemiyoruz. Ama ilk kez gelenler böyle

bir önyargıyla geliyor ve gördüğü müzikalite karşısında çok etkileniyor. Sahne üzerinden aldığımız geri dönüşler de çok olumlu. Engelsizlerin engellilerle çalışma konusunda çok ciddi bir ilerleme kaydettiğini söyleyebilirim. Aslında biz engelli-engelsiz ayrımı yapmıyoruz ve bunun yapılmasını istemiyoruz. Ama tanımlamak açısından söylüyorum. Engelli arkadaşlarımız 4 senedir ekiple birlikteler ve kazandıkları özgüven, geliştirdikleri duruş onların hayatını her açıdan kolaylaştırıyor. Okullarında da daha iyiye gidiyorlar, sosyal ilişkilerinde de. Hep bir adım daha ileriyi hedefliyorlar.

 

Koç Grubu şirketleri tarafından sürdürülen Ülkem İçin Engel Tanımıyorum projesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Türkiye’nin çok ihtiyacı olan bir projeydi bu. Ülke nüfusumuzun yüzde 12’sinden fazlası engelli. Elbette pek çok başka sorunun yanında olayın sosyolojik boyutu da çok önemli bir yer kaplıyor. Biz, engelli olmayanlar olarak bir engelliye nasıl davranmamız gerektiğini bilmiyoruz. Bu da olayın çok büyükbir kısmını oluşturuyor. En önemli problemlerden biri aslında engellilere yaklaşım. Dolayısıyla bu proje ve engellilik sorununa doğru yaklaşım eğitimlerinin bütün Koç Grubu şirketleri aracılığıylaülke geneline yayılması çok önemli bir değer. Uzun vadede bunun kendini çoğaltarak büyüyeceğini düşünüyorum. Sorunun çözümünde bir nebze olsun katkısı olacağına gönülden inanıyorum.

 

VKV Ford Otosan Gölcük Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi’nde verdiğiniz konserden bahsedebilir misiniz?

 

Bu konser ortak performans şeklinde gerçekleşti. İngiltere’nin Heart and Soul Grubu ve bünyesinde barındırdığı The Fish Police Band ile birlikte sahne aldık. İki grubun da farklı ülkelerde söylemeye çalıştığı şey, vermeye çalıştığı mesaj aslında aynı; müzik engel tanımıyor. Sanat söz konusu olduğu zaman bütün engeller ortadan kalkıyor. Buradaki amacımız bir araya gelip hem İngiltere’de hem Türkiye’de sesimizi daha güçlü duyurmaktı. Ve daha şimdiden aldığımız geri dönüşlerden anlıyoruz ki, bunu başardık. Beraber müzik yapma olanağı bulduk, deneyimlerimizi paylaştık ve bu konserle de müziğin engel tanımadığı mesajını verdik.