Zerrin Tekindor, tiyatro, sinema ve televizyonda yaptığı başarılı işlerin yanı sıra resimleriyle de dünya sanat turlarına devam ediyor.

 

Zerrin Tekindor, geniş kitleler tarafından beyaz camda canlandırdığı zarif karakterlerle tanınsa da yaklaşık 30 yıllık tiyatro yaşamına çok sayıda ödül sığdırmış, Türkiye’nin en güçlü oyuncularından biri. Kendisinin en büyük gurur kaynaklarından biri ise oğlu Hira Tekindor’un yönetmenliğinde sahne aldığı “Kim Korkar Hain Kurttan” oyunundaki rolüyle 2014 yılında “Afife Tiyatro Ödülü”ne değer görülmesi. Geçtiğimiz yılın sonunda “İkimizin Yerine” filmiyle gündeme gelen Tekindor, son olarak Galeri Selvinle birlikte, resimlerini ABD’deki “Context Art Miami Fuarı”na taşıdı. Yeni sezonda yine oğlu Hira Tekindor’un yönettiği bir tiyatro oyununda izleyeceğimiz Zerrin Tekindor’a merak ettiklerimizi sorduk.

 

Çok sayıda ödülün sahibisiniz. Bunlardan üçü “Afife Tiyatro Ödülü”. Oğlunuz Hira’nın yönetmenliğini yaptığı “Kim Korkar Hain Kurttan” oyununda canlandırdığınız “Martha” karakteriyle 2014 yılında “Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödülünü aldınız. Oğlunuzun yönettiği bir oyunda rol almak ve bununla ödül kazanmak nasıl bir duygu?

Müthiş mutluluk verici bir şey. Gurur duydum. Hem Afife Tiyatro Ödülü’nü almak benim için çok değerliydi hem de “Kim Korkar Hain Kurttan” büyük bir zevkle çalıştığımız, dünyanın en güzel metinlerinden biriydi. O oyunla bu ödülü almak, üstelik de oyunu Hira’nın yönetmiş olması çok mutlu ediyor beni.

 

Bugüne kadar sahnede canlandırmaktan en çok keyif aldığınız karakter hangisi oldu?

Bir tanesini seçmem çok zor. Çok güzel roller oynadım. Gogol’ün “Müfettiş”indeki Anna Andreyevna, Edward Albee’nin “Kim Korkar Hain Kurttan”ındaki Martha, Yasmina Reza’nın “Vahşet Tanrısı”ndaki Annette, Shakespeare’in “Antonius ile Kleopatra”sındaki Kleopatra, Murathan Mungan’ın “Geyikler Lanetler” oyunundaki Kureyşa…

 

Aynı zamanda ressamsınız. Resimleriniz ağırlıklı olarak kadın portrelerinden oluşuyor. Kim bu kadınlar?

Belki bazı insanlara hep aynı tür resimler yapıyormuşum gibi gelebilir ama benim için her biri ayrı macera. “Kadın”ın kendisini çok estetik buluyorum. Kadınların en kuvvetlisini, en başarılısını, en özgürünü, en yaratıcısını yapmaya çalışıyorum.

 

Resimlerinizle Almanya’daki “Art-Stuttgart Sanat Fuarı”ndan sonra ABD’deki “Context Art Miami Fuarı”na da katıldınız. Eserlerinizin dünyayı dolaşması nasıl bir duygu?

Çok heyecan verici. Türkiye’deki sergilerimden insanların resimlerim hakkında ne düşündüklerine dair bir fikrim var ama şimdi çok değişik kültürlerden, çok farklı insanlarla buluşuyor resimlerim. Merakla izliyorum.

 

Bir röportajınızda “Hiç iz bırakmak istemiyorum.” diyorsunuz ancak yaptığınız her iş derin bir iz bırakıyor…

Çok teşekkür ederim. Bütün yaşadıklarımın ve yaptıklarımın karşılığını buluyorum ne mutlu ki. Hem resimde ve tiyatroda hem de televizyonda beni çok mutlu eden geri dönüşler alıyorum ama bir gün bütün bunlar biterse vefadan hiç söz etmeyeceğimi de biliyorum, yavaşça kenara çekileceğimi de… Gönül rahatlığıyla unutulabilirim.

 

Tiyatro, sinema, dizi ve resim… Çok başarılı işlere imza atıyorsunuz. Sizin için hangisi öncelikli?

Hepsi, beni ben yapan nedenler. Birbirinden ayırmıyorum. O anda hangisini yapıyorsam büyük bir iştahla, zevkle ve samimiyetle yapıyorum.

 

Sizi en çok etkileyen eserler hangileri? Sinema, tiyatro, kitap, müzik, resim…

Van Gogh’un bütün resimleri. Shakespeare’in oyunları. Baz Luhrmann, Quentin Tarantino, Pedro Almodovar, Ferzan Özpetek filmleri. Rock klasikleri, Bach, Chopin…

 

Gelecek sezonda sizi hangi projelerde göreceğiz?

Bu sezon, yine çok sevdiğim şahane bir çağdaş Amerikan klasiğinde oynayacağım Oyun Atölyesi’nde. Kadro henüz tam oluşmuş değil, ama Hira’yla çalışacağım yine. 2017 başında provalarına başlayacağımız yeni bir tiyatro oyunumuz var. Bir de Ferzan Özpetek’in son filmi “İstanbul Kırmızısı”nda küçük bir rol oynadım. O da sanırım 2017 başında vizyona girecek. Heyecanla bekliyorum.