Eser Yenenler’i Aliye dizisiyle tanıdık ve sevdik. Hâlâ “ustam” dediği Yılmaz Erdoğan’la tanışması hayatındaki dönüm noktası oldu belki de. Yeteneklerini göstermek için daha çok fırsatı oldu, kendini hızla geliştirdi. BKM Mutfak’ta sunuculuk yapmakla kalmadı, yazarlık ve oyunculuk yeteneklerini göstererek giderek daha popüler oldu. Bugün Acun Ilıcalı ile çalışan Yenenler, Üç Adam programıyla başarı ivmesini yukarı doğru taşımaya devam ediyor. Yenenler, yaptığı işi büyük göstermeye çalışanlardan değil. “Basitçe söylemek gerekirse amacım insanları güldürmekti” diyor ve ekliyor, “Bunu yaparken de en çok kendi kusurlarımdan ve zaaflarımdan faydalandım, faydalanıyorum…”

 

eser yenenler

 

“Kendiyle sorunları olan bir insanım ve bunları mizahla atlatabiliyorum” diyorsunuz. Bu konuda mizah nasıl yardımcı oluyor? Size ne yapıyor da atlatabiliyorsunuz?

 

Mizah, farkındalığın en üst katmanlarından biri bence. Örneğin biri size “şişman” dediğinde “Aa harbiden şişmanım napıcaz şimdi?” diye karşılık verdiğinizde, hem size “şişman” diyen gülüyor hem siz gülüyorsunuz. Böylece hayatta fiziki kusurlardan çok daha önemli şeylerin olabileceğini gülerek öğreniyorsunuz. Hatta öğretiyorsunuz.

 

İçe kapanık çocukluk muydu sizin ki? Günlük tuttunuz mu? Yazmakla ilişkiniz ne boyutta?

 

İlk aşık olduğum zamandan beri günlük tutuyorum. Demek ki yedi yaşından beri. Bu yüzden çok şey borçluyum kendisine… Aşkıma karşılık vermeyerek, bana yazmayı, duygularımı ifade etmeyi, bunalımlardan mizahla kurtulabileceğimi öğretti… O farkında değil ama ilk aşkım aslında ilk ustam.

 

“Dizide rolün büyümesi için iyi olmanız gerekir. İyi değildim, bunu biliyordum” diyorsunuz. İyi olmadığınız halde nasıl oldu şimdiki noktaya gelmeniz?

 

Dizi konusunda elbette mübalağa yapıyorum. İlk dizimdi ve gayet de tatlıydım bence. Bulunduğum ortamın lideri olurum bir şekilde. Dizi sektörünün babası olamayacağımı anladım ve hayatımı hep “tatlı bir çocuk” olarak devam ettirmek istemedim… Benim bir ortamın lideri olabilmem için o yerde mizah başrol olmalı… Bunun için doğru yer de yeni açılan BKM Atölye idi. Geleceğin BKM Mutfak’ı yani.

 

“Şöhrettim, param vardı ama mutlu değildim,” diyorsunuz. Mutluluk için neye ihtiyacınız var? Şimdi mutlu musunuz?

 

Bir işi yaparken yaptığınız işten çok gelecek parayı, kazanacağınız şöhreti düşünüyorsanız yanlış bir iş yapıyorsunuz demektir… Yanlış bir iş koca bir mutsuzluktur… Ve ben şuan çok mutluyum. Çünkü işim insanları mutlu etmek… Bu ehliyeti toplum gerçekten çok ama çok az insana veriyor… Hayatına, samimiyetine, tipine, duruşuna ve bunun gibi birçok şeye bakıp ondan sonra gülüyor sana…

 

“Şöhret ve kalıcılık arasında ince bir çizgi var,” diyorsunuz. Şöhret olmayı mı, kalıcı olmayı mı önemsiyorsunuz? İkisinin gerekleri arasında ne tür bir fark var?

 

Demin söylediğim toplumun gizli sınavı var ya, o sınavdan geçer not almak kalıcılık işte… O da hiç ama hiç kolay değil. Çünkü sınavın süresi belli değil, sorular belli değil… Ortak bir iradenin sorduğu ortak sorular söz konusu. Hepsi ortak bir hissiyat yaşıyor sonucunda. Ve siz ya kalıyorsunuz ya gidiyorsunuz… Bana güzel bir süre verildi toplum tarafından, ben de bu süreyi fena kullanmadığımı düşünüyorum ama sınavın bitmesine daha var, farkındayım. Yeni çocuk Eser’e Aliye’de baktılar, Yılmaz Erdoğan’ın çırağı Eser’e baktılar, yalnız yürümeye çalışan sunucu Eser’e baktılar, şimdi de Acun Ilıcalı ile beraber çalışan Eser’e bakıyorlar… Bunların hepsini yaparken zaten şöhretsiniz ama toplamında verilen nottur kalıcılık. Elbette onu daha çok önemsiyorum.

 

“Kariyerinizi reddettiğiniz işler belirler” sözünü hayata geçirdiniz mi? Ne tür işleri reddettiniz ve nasıl bir belirleyici etkisi oldu bunun?

 

Çok iş reddettim… Reddettikçe daha doğrusu geldi. Hiçbir işi, kazandıracağı para üzerinden değerlendirmedim mesela. “Parası iyi abi” diye bir laf vardır ya… O cümlenin kurulduğu her işi reddettim. Bu yüzden yaptığım her iş bana bir şey kattı, beni geliştirdi. Yaptığım işler de birbirinden farklı oldu.
 

20 yıllık dostluk ilişkisini işe çevirmişsiniz. Dostlarla iş yapmak zor değil mi? Dostluğu yitirmekten korktuğunuz oldu mu?

 

Bir tane söz verdik birbirimize. “Herhangi bir sebepten birimiz kırılırsa, kimse bunu içine atmayacak, anlatacak.” İnsanın kendine bile söylemeye çekineceği şeyleri konuşuyoruz biz. Allah herkese nasip etsin böyle bir dostluk…

 

Dijitalleşmeyle birlikte sizin yaptığınız programların televizyondan dijitale taşınma olasılığını nasıl görüyorsunuz? Özellikle mizah, skeç gibi işler sosyal medyada paylaşılmaya yatkın özelliklere sahip. Bu açıdan Türkiye dijitalleşme gibi yeniliklere açık mı? Öngörünüz nedir? Piyasa buna izin verir mi?

 

İnternet matbaanın bulunuşu gibi bir şey. Daha tam keşfedemedik nasıl kullanacağımızı. Bazıları keşfetti bize oradan sesleniyor: “Gelin burası şahane bir yer!” Gelenekselciler bırakamıyor hâkim oldukları mecrayı… Oysa biliyoruz ki yavaş yavaş dijitale kayacak her şey. Bizim nesil bence son televizyon meşhurları. O yüzden arada kalıyoruz biz de… Sosyal medyayı nasıl kullanacağımızı bilemiyoruz. Mesela kişisel hesaplarımızda ya da televizyonda nasıl kullanacağımızı bulamadık daha. Dizilerde programlarda ver hashtagi, al sana sosyal medya, gibi bir düşünce var. Ama yok öyle bir dünya.