Bugüne kadar altı roman ve üç öyküye imza atan, kitapları yedi farklı dilde yayınlanan Çağdaş Türk Edebiyatı yazarı Hakan Bıçakçı; fantastik, gerilim ve korku türündeki eserleriyle ezberleri bozuyor. Ford Otosan Kitap Kulübü üyeleri olarak önce yazarın “Apartman Boşluğu” kitabını okuduk. Ardından boşluğun ve tedirginliğin romanı “Apartman Boşluğu”nun yaratım sürecini kendisinden dinleyerek, keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Edebiyat dünyasında 14 yıl gibi kısa sayılabilecek bir süre içerisinde hayli üretken bir performans sergileyen Bıçakçı; fantastik, gerilim ve korku denince ilk akla gelen isimlerden biri. Her şeyin Camus, Sartre, Kafka ve Dostoyevski okuyarak başladığını söyleyen yazar, uykusunu kaçıran ya da heyecanlandıran bir şeyler olunca kendisini klavyesinin başında bulduğunu belirtiyor. İsterseniz vakit kaybetmeden sizi bu samimi sohbetle baş başa bırakalım ve detayları bizzat kendisinden dinleyelim.

hakan-bicakci-2

 

Yazma içgüdünüzü ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Her şey okuyarak başladı aslında. Okuyarak ve izleyerek. Okuyup izlediklerimden etkilenerek… Lise yıllarında Camus, Sartre, Kafka, Dostoyevski okuyarak, erken yaşta bunalıma girerek… Üniversite yıllarında film festivallerini takip ederek…

Yazma düşüncem yoktu başta. Yani yazar olmak gibi bir çocukluk hayalim olmadı hiç. Kafamdaki kısa öyküleri hiçbir iddia taşımadan yazmayı denemekle başladı her şey. Sonrası da geldi. İçgüdüden çok adım adım, bilinçli olarak yakınlaşma diyebilirim edebiyatla ilişkim için.

Bugüne kadar altı roman, üç öyküye imza attınız. Elbette bunun öncesi de vardır ama 14 yıl için yabana atılacak bir performans değil bu. Bir albümle ya da bir şarkıyla şöhreti yakalayan müzik grupları varken, bu kadar üretken olmayı nasıl başarıyorsunuz?

Aslında üretken olmak gibi bir hedefim veya isteğim yok. Hatta az ve öz yazan, üreten insanlara özenmiyor değilim. Müziği değiştiren Sex Pistols’ın tek bir stüdyo albümü var mesela. En sevdiğim yazarlardan Kafka’nın üç romanı var. Ama aklıma yazmaya değer bulduğum, bana heyecan veren, uykularımı kaçıran bir şeyler gelince kendimi klavyenin başında buluyorum işte.

Kitaplarınız yedi farklı dilde yayınlandı. Bu da evrensel bir dil yakaladığınızı gösteriyor. Evrensel olmayı nasıl başarıyorsunuz?

Etkilendiğim yazarların, yönetmenlerin büyük bir kısmı farklı ülkelerden. Dolayısıyla yazdıklarımın evrensel olması doğal aslında. Yabancı dillerde yayımlanmak uzun ve zorlu bir süreç ve genellikle evrensel konular işlemek aksine engel. Batı senden varoluşsal meselelere el atmanı değil, kendi ülkenin sorunlarını, acı gerçeklerini, yokluklarını falan anlatmanı bekliyor. “Varoluşsal mevzular bizim işimiz, sen bana memleketinin otantik dertleriyle gel.” der gibi bir tavır var. Yani evrensel olmayan kitapların çevrilme şansı daha yüksek aslında.

Fantastik, korku ve gerilim türünde zihin açıcı romanlar kaleme almak Türkiye için çok da alışıldık bir durum değil. Sizi bu türe iten nedenler nelerdi?

“Bu türlerde yazayım.” diye bir niyetim yoktu, ancak yazdıkça bu alanda yoğunlaştım. Okur ve sinemasever olarak birçok türden zevk alıyorum ama yazarken belirsizliklerle dolu, tekinsiz, gerilimli sularda buluyorum kendimi. Tamamen fantastik olmasa da fantastik unsurlar içeriyor yazdıklarım. Yani gerçek dışı gibi görünen öğeleri açıklamamak gibi bir tavır. Çünkü açıklayınca başka türlere doğru eviriliyor metin.

Yarattığınız eserler içinde sizi daha çok etkileyen, yazımıyla ya da geri dönüşleriyle sizde farklı bir yeri olan bir romanınız ya da öykünüz var mı?

Yok. Yazdıklarımı birbirine yakın anlatılar olarak görüyorum. Her çalışmasında bambaşka bir tür veya üslup deneyen yazarlardan değilim. Takıntılı bir şekilde benzer şeyler yazıyorum. Ancak “Doğa Tarihi” seçtiğim konu itibarıyla diğer yazdıklarımdan farklı bir yerde duruyor. İlk defa başkarakter kadın ve ilk defa anlatıcı yerine üçüncü tekil anlatım var. Daha önce yazdıklarıma göre daha hiciv yüklü ve alegorik bir deneme oldu. Bunun daha iyi veya daha kötü olduğunun kararını ben veremem tabii.

Nelerden ilham alıyorsunuz? Sizi etkileyen, örnek aldığınız yazarlar var mı?

Çok fazla kitaptan ve filmden etkileniyorum aslında. Örnekler saymakla bitmez; o nedenle birer örnek seçmeye çalışacağım. Edebiyatta Kafka, sinemada David Lynch. Ayrıca günlük hayattan, haberlerden, popüler tabirle “sokaktan” da izler var yazdıklarımda. Ve tabii sıkı takipçisi olduğum sosyoloji kitaplarından…

Edebiyat dünyasındaki misyonunuzu nasıl tanımlarsınız?

İnanın hiç düşünmediğim ve kafa yormadığım bir mevzu bu. Sadece aklımdakileri en iyi şekilde kâğıda dökmeye çalışıyorum.

Ancak şunu söyleyebilirim, asla edebiyatımızın ana damarlarından değilim. Daha ziyade bir tür kılcal damar diyebiliriz. Yazdıklarım tedirgin edici bir belirsizlik, gerçeküstünün açıklanmaması üzerine kurulu olduğu için de herkese göre değil, “belirli bir okura uygun” diye düşünüyorum.

Şu an hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz? Yeni kitabınızı ne zaman görebiliriz?

Önümüzdeki aylarda çıkacak birkaç kolektif kitap için öykü yazıyorum. OT dergiye her ay kısa öykü yollamaya devam ediyorum. Ayrıca yeni bir roman üzerinde çalışıyorum ama daha çok çalışmam lazım. En iyi ihtimalle seneye toparlamış olurum diye umuyorum.