Gezip görmeyi bir yaşam şekli haline getiren, uzun yollara ve yeni yerlere aşık gezi blogger’ı Seymen Bozaslan hırçın dalgaların sesi eşliğinde güçlü aracımız Ford Ranger ile Karadeniz’in zorlu yollarına meydan okudu ve binbir güzellikle buluştu. Gelin, bu 7 günlük uzun yol hikayesini kendisinden dinleyelim!

***

“Karadeniz kelimesi size ne çağrıştırıyor?” diye sorsam gelecek cevaplar muhtemelen yeşil, doğa, dere, dağ gibi kelimeler olacaktır. Ben de bu anahtar kelimelerin peşinden giderek Karadeniz’i Ford Ranger ile keşfettim. Ve iyi ki bu araçla yola çıkmışım dedim. Çünkü daha önce gittiğimde kendi aracımla çıkamadığım Kavron, Pokut gibi yaylalara rahatlıkla ulaşım sağlayabildim, üstelik bu sırada kendimi çok güvende hissettim. İstanbul’dan yola çıkarak toplamda 3.910 km yol yaptığım Ford Ranger ile Ordu’dan Artvin’e kadar birçok yer görerek müthiş bir seyahat gerçekleştirdim.

Peki, bu seyahat kapsamında nereleri gördüm?

  1. Gün

Ordu, Boztepe, Aybastı, Perşembe Yaylası

Karadeniz seyahatimin startını verdiğim Ordu’da Yason Burnu yolu kapalı olunca rotamı Aybastı Perşembe Yaylası’na çevirdim. İnanır mısınız, burada bildiğiniz laf yedim. Aracın rengine bakan birçok bakışla karşılaştım. Özellikle Aybastı ilçesinden geçerken “Of arabaya bak.” diye bir ses duydum ki 30 yaşında ben utandım resmen. Ranger sayesinde kendimi star gibi hissettim Aybastı’da iyi mi? Neyse, Ordu’nun Fatsa ilçesinden 68 km yol yaparak Aybastı’ya oradan da Perşembe Yaylası’na çıktım. Perşembe Yaylası’na geldiğimde Karga Tepesi denilen ve menderesleri gördüğünüz klasik bir fotoğraf vardır ya artık oradaydım. Bu yayla, Karadeniz’de gidebileceğiniz en rahat yolu olan yaylalardan. Aybastı’da bitmek bilmeyen bir koyun sürüsü var. Menderes civarında sürekli koyun görebilirsiniz. Yukarıda biraz oturup manzarayı izledikten sonra akşam Ordu Merkez’e inişe geçtim. Boztepe’de akşam şehir ve deniz manzarasına karşı semaver çayımı söyledikten sonra, aklımdan şu cümle geçti. “Bu Karadeniz seyahati çok güzel olacak belli belli.”

  1. Gün

Rize, Çamlıhemşin, Pokut, Sal Yaylası, Zilkale, Palovit Şelalesi

İkinci gün Ordu’dan direkt Çamlıhemşin’e doğru yol aldım. Yol yaklaşık 200 km sürünce haliyle Trabzon’da kısa bir mola verdim. Molayı da Trabzon’da çok sevdiğim bir mekan olan Cafe Nosta’da yaptım. Gelelim aracın özelliğine: Aracın en büyük özelliklerinden birisi kesinlikle konforuydu. Sanki İstanbul’dan buralara kadar kamyonetle değil de başka bir araçla gelmiş gibiydim. Bu yüzden diyorum ki dışı kamyonet, içi jeep bu aracın. Neyse, Trabzon’dan Karadeniz’in özüne, Kaçkar Dağları’na, yola çıktım. Ardeşen Sapağı’ndan Çamlıhemşin tabelalarını takip edip 20 km yol yaparak Çamlıhemşin Merkez’e ulaştım. Burada yol çatallaşıyor. Olur da bu tarafa gelirseniz, Çamlıhemşin Merkez’de köprü ucunda tabelalar var. Aracınızdan inin ve inceleyin derim. Çünkü Kaçkar’da çok fazla yayla var. Nereye gitmek istediğinizi buradan rahatlıkla tespit edebilirsiniz. Bu yolun sağ tarafı Palovit, Elevit, Zilkale, Çat, Pokut yoluna, sol tarafı ise Ayder, Kavron, Huser yaylalarına doğru gidiyor. Ben 2. günümde sağ taraftan devam ettim. İlk rota Pokut Yaylası.

Uyarıyorum! Bu yol 4×4 olmadan kesinlikle çıkılmaz. Araç yolda kalır.

Pokut’a giderken Çamlıhemşin Çinçiva Köyü’nü (Şenyuva) geçtikten sonra sol tarafta hemen patika yol var. Sal Yaylası pansiyonlarının tabelasını göreceksiniz zaten, oradan çıkabilirsiniz. Bu sapak itibarıyla yol Pokut’a 10 km kadar sürüyor. Fakat yol o kadar kötü ki sallana sallana çıkıyorsunuz ve yaklaşık 1,5 saatinizi yiyor. Bu yolda aracı 2 çekerden 4 çekere almak şart. Ranger, özellikle bu konuda gayet başarılı bir araç, 4 çeker pozisyonunda şoförünü ve yolcularını gayet güvende hissettiriyor. 3.2 motoruyla keskin taşlık virajlarda gayet avantaj sağladı. Pokut’a geldiğimde müthiş bir manzaraya karşı adeta soluksuz bakakaldım. Doğa Pansiyon’da Gürcü bir ailenin misafiri oldum ve Karadeniz’in meşhur mıhlama ve karalahana sarmasının tadına baktım. Burada geçirdiğim 2 saatin ardından tekrar aynı yoldan aşağıya inişe geçtim. Burada aracın inişini kolaylaştıran Eğim İniş Kontrol Sistemi’ni devreye soktum. Aracın bu özelliği ile yayladan aşağıya inerken frene basmadan yolculuk yaptım. İnişin ardından Palovit Şelalesi ve Zilkale’yi de ziyaret ettim ve akşamına konaklayacağım Ayder’e doğru yol aldım.

  1. Gün

Rize, Çamlıhemşin, Ayder, Aşağı Kavrun Yaylası, Yukarı Kavrun Yaylası, Galer Düzlüğü, Fındıklı, Artvin Çifteköprü

2 gün boyunca Ayder’de Villa de Pelit’te konakladım.  Gece uyurken Fırtına Deresi’nin sesini duymak ve sabah uyanırken Gelin Tülü Şelalesi’nin görüntüsüne karşı kahvaltı yapmak gerçekten güne iyi başlamak için güzel bir sebep oldu benim için. Ayder’de biraz dolaştıktan, fotoğraflarımı çektikten sonra Ayder yolunun devamında olan Galer Düzlüğü’ne doğru ilerledim. Galer Düzlüğü’ne geldiğimde bir nehri geçmem gerekti. Yıllardır binek araba kullandığım için biraz tereddüt ettim. Fakat Ranger öyle kuvvetli bir araç ki fotoğrafta da gördüğünüz gibi bu suyu sorunsuz geçmemi sağladı. Coşkulu akan bu nehirden sorunsuz bir şekilde ve tereddütsüz ilerledim. Nehirden çıktıktan sonra, Aşağı ve Yukarı Kavrun yaylalarına ulaştım. Yaylalar sonrasında günün diğer yarısını geçirmek üzere Arhavi’de Çifteköprü’ye gittim. Ayder ile Çifteköprü yolculuğu yaklaşık 1,5 saat kadar sürdü. Burada inanılmaz bir turşu kavurma ve mıhlama yedikten sonra, köprülerin üzerinde hatıra fotoğrafı çektirdim ve biraz dinlenip akşam yemeği için 60 km uzaklıkta Rize’nin Fındıklı ilçesine gittim. Burada Çağlayan Köyü’nde Abu isimli bir restorana uğradım. Ve büyük şehirde yaşamanın dezavantajını yaşadım burada. Sıkı durun söylüyorum: 7 kişi 9 ana yemek, salatalar, mezeler, meşrubatlar, tatlılar ve semaver çaya 150 TL gibi bir ücret ödedik. Gerçekten hem uygun fiyatlı olması hem lezzetleriyle tavsiye edilecek bir mekan, üzerine basa basa söylüyorum. Not edelim: Herkes bilmez burayı!

 

  1. Gün

Artvin, Karagöl, Borçka, Maçahel

Karadeniz rüya gibi devam ediyordu. Hiç bitmesin derken, bir başka cennete doğru yol aldım. Karadeniz öyle bir yer ki nereye gitseniz “Evet, ben burada yaşayabilirim.” diyebilirsiniz. Fakat sonra başka güzel bir yer görürsünüz ve “Yok yok, burada da yaşarım.” dersiniz. Bu kadar güzellik biraz kafa karıştırıyor açıkçası. Bu kafada Rize’den Artvin’e doğru ilerlemeye başladık. Bu yolculuk yaklaşık olarak 2,5 saat sürdü. Bu süreçte araçta yer alan 1 priz, 2 USB, 3 çakmak ve 1 SD kart öyle hayat kurtardı ki anlatamam. Malum teknoloji çağı. Akşam şarj etmeyi unuttuğum fotoğraf makinemi de bu yolculuk sırasında doldurma fırsatım oldu. Ayrıca aracın multimedya bölümünde Bluetooth özelliğiyle yolda kendi telefonumun iTunes’una bağlanarak kendi müziklerimi de dinleme fırsatım oldu. Artvin Hopa yolundan Can Kurtaran Geçidi’ni geçtikten sonra Camilli yolundan Karagöl’e ulaştım. Burada öyle güzel bir sofra kurduk ki değmeyin keyfimize hakikaten! Müthiş bir öğle yemeği sonrasında, doğaya emanet ettik kendimizi birkaç saatliğine. Fakat çok da bağlamamak lazımdı kendimizi, malum hala görecek yerlerimiz vardı. Bu sefer Camilli olarak tabelalarda yer alan Maçahel’e doğru ilerledik. Karagöl ile Maçahel arası 32 km. Maçahel’in iki ana özelliği var: Biri arıları ve balları; diğeri ise Türkiye’de en yüksek oksijenin ölçüldüğü bölge, Türkiye’nin biyosfer alanı.

 

  1. Gün

Trabzon Uzungöl, Karester Yaylası

Trabzon’da Uzungöl Türkiye turizmi için olmazsa olmazlardandır. Uzungöl çevresinde çok fazla pansiyon, otel ve restoran bulunsa da buraya kadar geldiyseniz ve aracınız da kuvvetliyse Uzungöl ile yetinmeyin derim. Ben öyle yaptım açıkçası. Ve inanır mısınız? Aracın performansını en iyi test edebileceğim yollarda 2.270 metre yükseklikte Karester Yaylası’na doğru çıktım. Uzungöl’ü artık minicik gördüğüm dağ tepelerinde, uçurum kenarlarında aracın 4×4 özelliği ve düzgün yol tutuşu ile son derece güvenli seyahat ettim. Karester Yaylası, Sultan Murad Yaylası ve diğer küçük yaylalarda dolaştıktan, hatıra fotoğrafları çektirdikten sonra yayladan indim ve gece konaklayacağım Giresun’a doğru yola çıktım. Giresun şehir merkezine gelmeden yol üzerinde Tirebolu civarında Gün Batımı isimli harika bir restoran var. Buralara yolunuz düşerse yemek yemeye veya kahve içmeye mutlaka uğramaya çalışın. Müthiş bir keyif alacağınıza şimdiden kefilim. Akşam hava karardığında Giresun’dan 60 km mesafedeki Kümbet Yaylası’na doğru yola çıktım. Gece bu yolda aracın otomatik bir özelliğini daha tecrübe etme şansım oldu: Araç karşıdan gelen ışığa göre uzun farlarını otomatik yakıyor ve size bu konuda kolaylık sağlıyor. Bence gayet kıymetli bir özellik. Ranger’ın uzun yol dostu bir araç olduğunu bir kez daha anlamış oldum böylece.

 

  1. Gün

Giresun Kümbet Yaylası

Giresun Kümbet’te Birun Dağ Evi’nde kuş sesleri eşliğinde mükemmel bir güne merhaba dedim. Kümbet Yaylası’nda keyifli bir kahvaltı sonrası tesisi dolaşma imkanım oldu. Birun Dağ Evi, doğa içerisinde konumlanmış ve misafirlerini çeşitli aktivitelerle de memnun etmeyi amaçlamış güzel bir tesis. İsterseniz ATV kullanabilirsiniz isterseniz havuza girebilirsiniz, yok derseniz de doğa içerisinde güzel bir yürüyüşe çıkarak yeşilin içinde keyif yapabilirsiniz. Takdir sizin artık. Son günümü açıkçası burada dinlenerek ve tatilin yorgunluğunu üzerimden atarak tamamladım ve 7. gün sabahı İstanbul’a doğru yola çıktım.

 

  1. Gün

Samsun Bafra, Kastamonu, Karabük, Bolu, İstanbul

Ve dolu dolu geçen Karadeniz seyahati sonrasında, 7. gün Bafra, Kastamonu, Bolu güzergahı üzerinden İstanbul’a doğru yol almaya devam ettim. Bu 7 gün içerisinde araca resmen aşık oldum desem yeridir. 2.800 metre yükseklikte dağ yolunda da, İstanbul’a dönerken otobanda da gerek konforu gerekse güvenliğiyle çok büyük kolaylık sağladı bana. Karadeniz gibi zorlu bir coğrafyada doğa ile mücadele etmemi kolaylaştıran Ford Ranger’a ne kadar teşekkür etsem az.