EcoSport ile Karadeniz’de Sonbahara Karıştık

EcoSport

Karadeniz her mevsim bir başka güzel. Doğası, havası, dokusu, yemekleri ve kültürü ile ziyaretçilerine her zaman sınırsız güzellikler sunan müthiş bir coğrafya. Gezi blogger’ı Adem Barış #fordileyolda dedi ve yol arkadaşı Yeni Ford EcoSport ile Karadeniz’de sonbaharın ihtişamını gözler önüne serdi… Hadi gelin, bu muhteşem görsel şölene hep beraber katılalım.

Yazı ve Fotoğraflar: Adem Barış

Uzun zamandır yaşamak istediğim bir deneyimdi Karadeniz seyahati … Bu deneyimi yaşayanlardan bazıları ilkbaharı, bazıları da sonbaharı öve öve bitiremiyordu. Hangi mevsimde giderseniz gidin her zaman başka güzellikler sunacak kadar cömert bir coğrafyadan bahsediyoruz. Ve şimdiden söyleyeyim bence Karadeniz’in mevsimi yok. Hangi mevsimde giderseniz gördüğünüz güzelliklerin diğer mevsimlerde nasıl olacağı merakı sizi yeniden buralara davet edecektir.

Rize’de kallavi bir kahvaltı keyfinden sonra ilk durağım Gito Yaylası. Ama Gito’ya giden iki yol var. Zor bir karar gibi görünse de tavsiyem Hemşin yolundan gidip Çamlıhemşin yolundan dönmek. Böylece iki yolu da deneyimlemiş olacaksınız. Yol arkadaşım Yeni Ford EcoSport ile doğanın içindeki insan eli tarafından pek düzeltilmemiş yollardan oldukça konforlu geçerek Gito Yaylası’na ulaştım. Burada mıhlamalı, gözlemeli muhteşem bir kahvaltı etmek lazım. Oksijen insanı bayağı acıktırıyor. Gito Yaylası’ndaki salıncağı duymayan kalmamıştır. Eğer dağ evinde konaklıyorsanız ücretsiz, konaklamıyorsanız 5 TL karşılığında puslu Karadeniz yaylalarına uçarcasına sallanarak şehir hayatında pek hissedemediğiniz bir özgürlük ve var oluş hissi yaşayabilirsiniz.

Gito Yaylası’ndan Palovit Şelalesi’ne geçtim. Gürül gürül akan sular, bulunduğum coğrafyanın ne denli güçlü olduğunu haykırıyor adeta. Ancak şelaleye ulaşımın kolaylığı buranın biraz fazla kalabalık olmasına neden olmuş. Bilginize…

Pokut Yaylası’na geçmeden önce mutlaka Zil Kalesi’ni görmeli, mümkünse birkaç fotoğraf çekmelisiniz. 14. yüzyıldan kaldığı tahmin edilen kalenin yarattığı büyülü atmosfere hayran kalacaksınız. Pokut Yaylası ile ilgili olarak söyleyebileceğim iki önemli şey var. Birincisi yaylanın muhteşem bir manzarası var. İkincisi ise bu muhteşem manzarayı seyretmeye muazzam bir kalabalık geliyor. Şehirden kaçıp böylesine bir kalabalığa yakalanmak pek hoş olmasa da manzara size her şeyi unutturacak güzellikte.

Ertesi gün yol arkadaşım EcoSport ile Sal Yaylası’nı keşfettik ve Pilunç Çay Evi’nde belki de hayatım boyunca yediğim en güzel sütlacı yeme imkânını buldum (çok özür dilerim, anne, senin yaptığından bile güzeldi).

Rize yaylalarından ayrılıp Artvin’e geçerken EcoSport’un cam tavanı dahil, tüm camlarını açıp ciğerlerimi oksijenle doldurdum. Sonuç? Yine acıktım… Artvin’deki Kuşçu’nun Yeri öyle açlığınızı geçiştireceğiniz bir yer değil; keyifli bir sohbet eşliğinde leziz Karadeniz mutfağını deneyimleyebileceğiniz bir mekân. Kesinlikle tavsiye ederim.

Ben merkeze yakın olmak istediğim için şehirde konakladım, ama siz daha farklı bir ortam arzuluyorsanız Artvin bu konuda oldukça zengin alternatiflere sahip. Artvin’e kadar gelip Atatepe’yi ziyaret etmemek olmaz. 22 metre yüksekliğinde, 50 ton ağırlığındaki devasa Atatürk heykelini ve yanında sallanan bayrağımızı görmek büyük bir gurur. Dünyanın en büyük Atatürk heykeli olduğunu da eklemek lazım.

Maçahel ise bana kalırsa dünya üzerinde cennetten bir köşe. Gerek köyü, gerek uçsuz bucaksız vadisi, gerek Maral Şelalesi, gerek geçit vermeyen dağları ve çarşaf gibi Karagöl’ü… Maçahel’e en az iki gününüzü ayırmanızı öneririm. Burada internet üzerinden bulabileceğinizden çok daha fazla konaklama yeri mevcut. Eğer spontane davranmaktan yana bir kaygınız yoksa konaklayacağınız yeri buralara geldiğinizde seçmenizi tavsiye ederim. Ben ilk gece Tema Vakfı Konuk Evi’nde kaldım, ama aklım başka yerlerde kaldı, ne yalan söyleyeyim. Buraya geldiğinizde içiniz huzur ve dinginlikle dolacak. Çok güzel bir orman yolu sizi Maral Şelalesi’ne götürüyor. İlkbaharda daha kuvvetli olurmuş şelale, ama yine de görmekten keyif aldığım bir durak oldu. Hele Borçka, Karagöl’ün sessizliği biz şehirliler için inanılmaz bir şaşırtıcılığa sahip… Karagöl Heba Yayla Evi ise kesinlikle uğramanız, kalmanız gereken bir yer. Ama erken kalkın, benden söylemesi… Burada gün doğumunu izlemek, güneşin manzara üzerindeki ışık oyunlarına tanıklık etmek apayrı bir deneyim.

Yol arkadaşım EcoSport ile her güzel şeyin bir sonu vardır diyerek biraz buruk, biraz üzgün; ama kesinlikle bir daha geleceğim dediğim Karadeniz’e veda ediyoruz. Başka #fordileyolda rotalarında görüşmek dileğiyle…

  • Yorumlar

Bu yazıya ilk yorumu sen yap.