Hürriyet gazetesi yazarı Ayşegül Domaniç Yelçe’yle gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbette, Türkiye’deki ve dünyadaki engellilik algısı, engelli bireylere doğru yaklaşım ve kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin engellilik algısını değiştirme konularından bahsettik.

 

Ayşegül Domaniç Yelçe

 

“Sokakta senin ne işin var?” sorusuyla çok karşılaştım.”

 

Batı ülkelerindeki engellilik algısıyla Türkiye’deki engellilik algısını karşılaştıracak olursanız ortaya nasıl bir tablo çıkıyor?

 

Algılar arasındaki farktan ziyade bizim sorunumuz henüz tam bir algının olmaması. Engellilerimiz erişilebilirlik olmadığı için sokağa çıkmamışlar, insanlar engellilerden utanmış ve onları eve hapsetmiş, kimisi de olanaksızlıklar yüzünden sokağa çıkamamış. İnsanlar da etrafında engelli birey görmeyince öyle bir algı oluşmuyor. Ben ilk zamanlardan beri hep sokağa çıktım, engelliyim diye kendimi soyutlamadım ve “sokakta senin ne işin var?” sorusuyla da çok karşılaştım. O yüzden öncelikle doğru bir algı yaratmak gerek.

 

Batı ülkeleri bizimle kıyaslanamayacak şekilde daha iyi, ama oralarda da eksikler var. Avustralya bu konuya daha fazla önem veren bir ülke. Orada daha farklı okullar açılmaya başlandı. Kaynaştırma eğitiminde çocuğun mutlaka ayrı bir yerde ders alması gerekiyor. Ama beden eğitimi, müzik gibi genel davranış derslerinin, sosyalleşme açısından sınıf içinde olması gerekiyor. Çocuk sınıfta sosyal dersleri arkadaşlarıyla birlikte alıp; matematik, Türkçe gibi dersleri özel öğretmeniyle çalışması gerekiyor. Bunun için okullarda destek odası olması gerekiyor. Yönetmeliklerde olmasına rağmen böyle bir uygulama neredeyse hiçbir okulda yok. Böyle bir sınıfta mutlaka ikinci bir öğretmen olmalı ancak öğretmen de tayin etmiyorlar. 60 kişilik sınıfa iki üç engelli koyarsanız öğretmenin de yapacağı bir şey yok.

 

Engellilik artık bir insan hakları konusu olarak ele alınıyor. BM Engelli Hakları Sözleşmesi’yle kriterler belirlendi ve dünyada yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.

 

“Büyük şirketler bir şey yaptıkça küçük şirketlere de örnek olacak.”

 

Bu anlamda birey, ülke ve şirketler bazında neler yapılmalı?

 

Aslında herkese bir iş düşüyor. Şirketlerin yaptıkları işler çok önemli, büyük şirketler bir şey yaptıkça küçük şirketlere de örnek olacak. Engellilerin de eğitimine önem verilmeli. Engelliler eğitildikçe her şey farklı olacak, onlar da kendi haklarını fazla bilmiyorlar. Bir şey istediklerinde, hep yardım olarak yapılması gerektiğini düşünüyorlar. Akraba evliliğinden birçok engelli çocuk doğuyor, bizim ülkemizde özellikle de Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde akraba evliliği çok yaygın. Ülkemizde bazı insanların üç çocuğu sakat doğmuş, dördüncü çocuğumuz sağlıklı doğabilir diye dördüncüyü de yapıyorlar. Trafik terörü de ayrı bir konu, bu konuda ciddi yaptırımlar uygulanmalı. Anne baba için en büyük acı çocuğunu bırakacağı kimse olmaması. Örneğin otizm öyle bir hastalık ki yaşam boyu öğrenim gerektiriyor. Özellikle zihinsel engelliler için barınabilecekleri yerler kurulması gerekiyor.

 

 

“Şirketlerin yaptığı projeler daha geniş kitlelere ulaşabiliyor ve etkili oluyor.”

 

Ford Otosan olarak kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarını destekliyoruz. Koç Holding’in başlattığı “Ülkem için Engel Tanımıyorum” projesi 3 yıldır devam ediyor. Bu tip kurumsal projeler hakkında ne düşünüyorsunuz ve bunların toplumsal geri dönüşleri sizce nasıl? 

 

Bu çalışmaları çok olumlu buluyorum ve bu projeleri gerçekleştiren şirketleri çok takdir ediyorum. Bu tür şirketlerin ülkeden aldıkları pay varsa bu şekilde bunu fazlasıyla geri vermiş oluyorlar. Ben de mümkün olduğu kadar, köşemde yazarak onların yanında olmaya çalışıyorum. Şikâyet etmek üzere yazmıyorum, olumlu şeyleri yazmaya gayret ediyorum. Bu insanlar için de bir yol açıyor. Şirketlerin yaptığı projeler daha geniş kitlelere ulaşabiliyor ve etkili oluyor. Bazı kurumlar engelli gününü kutlama günü zannedebiliyor. Hâlbuki bu bir farkındalık günü. Her gün engellilik var. Bu algıyı yaratmak lazım.

 

 

“Biz yolun çok başındayız ama şimdi koşarak ilerlediğimizi düşünüyorum.”

 

Engelli bireylere doğru yaklaşım ve doğru algıyı oluşturmak için nasıl hareket etmek gerekir?

 

Bu çalışmaları çocuklukta başlatmak gerekiyor. Bu algıyı o yaşta verebilirsek zaten sonrasında kimse onu değiştiremez. Şu anda birçok üniversitede bu konuyla ilgili dersler, proje sınıfları var. Bunlar çoğaldıkça denize atılan taşın halka olması gibi, farkındalığı artıracak. Biz yolun çok başındayız ama şimdi koşarak ilerlediğimizi düşünüyorum. Şimdiye kadar hiçbir şey yapılmamış ama şu an çok şey yapılıyor.  Farklı olan her şeye karşı önyargılıyız. Ötekileştirme bu konuda da devam ediyor. İnsan olarak bakmayı öğrenmek lazım.

 

“En büyük hayalim, engellilik konusunda bir televizyon programı yapmak.”

 

Sizin bu konuda yapılması gerektiğini düşündüğünüz çalışmalar var mı?

 

Artık bütün sivil toplum kuruluşlarının engelliler için hak temelli çalışmalar yapması, yardım temelli çalışmalardan kesinlikle vazgeçilmesi gerekiyor. Sosyal devlet olma adına devletin de bazı şeyleri üstlenmesi gerekiyor. Hak temelli olarak, birey bazında etrafınızda gördüklerinize bunları anlatmak olabilir. Ama sivil toplum kuruluşları bunun mücadelesini verebilirler. Haklarımızı almaya uğraşmaları gerekiyor, daha pek çok hakkımız alınmış değil. Bir sürü derneğin yardım toplama yetkisi var. Artık sadaka kültüründen vazgeçilmesi gerekiyor.

 

Rampa standardının oturtulması gerekiyor. Bazı yerlerde engelli rampası görüyorsunuz, ama üzerinden çıkmaya çalıştığınızda değil engelli birey, sağlıklı bir insanın yürüyerek çıkması bile mümkün değil. Engelli dostu bir otele gidiyorsunuz, her şeyi çok güzel düşünmüşler ama tekerlekli sandalye kapıdan geçmiyor. Bu standartların oturtulabilmesi için bütün mimarlık fakültelerinde evrensel tasarım dersi zorunlu olmalı. En büyük hayalim, engellilik konusunda bir televizyon programı yapmak. Ümitliyim, çok uğraşıyorum bu projemi hayata geçirmek için.