Oyuncu Burcu Biricik’le, Hülya karakterini canlandırdığı “Hayat Şarkısı” dizisinin Bebek’teki setinde söyleştik.

RÖPORTAJ: ŞULE KÖKTÜRK

Ne büyük hayaller ne de büyük hırslardı onun işi… “Karın tokluğuna da olsa tiyatro yapacağım.” düşüncesiyle çıktığı yolda bugün Türkiye’nin en beğenilen dizi oyuncularından, en çok aranan yüzlerinden biri oldu. Güzelliği, asil duruşu ve yeteneğiyle hayranlarına her geçen gün yenilerini ekleyen Burcu Biricik, hayat hikâyesi ve içtenliğiyle de bir o kadar bizden biri. “Arkamda sırt çantam, göçebe tatil yapıyorum.” diyen Burcu Biricik’i gelin kendisinden dinleyelim.

Tiyatroya ilginiz çocuk yaşta başlamış. Çocukken ne olacağınız belli miydi?

Çocukken kendimce bir şeyler yazıyor çiziyor, doğaçlama yapıyordum, mahalledeki arkadaşlarıma oynuyordum. Ama oyunculuk adına bir şey yaptığımı düşünmüyordum tabii. Lisede ve üniversitede de tiyatro toplulukları ile oyunculuğa ilgim devam etti. Kamera önü ile ilgili bir hayalim yoktu ve bu işten para kazanacağımı düşünmezdim. Ailem de “Aman kızım, bir mesleğin olsun, bu senin altın bileziğin, tiyatro da hobin olsun.” gibi bir düşünceye sahipti. Ben de “Hobi değil, bu benim işim olacak. Karın tokluğuna da çalışsam tiyatro yapacağım.” diyordum.

Lise yıllarında bazı işlerde çalışmışsınız. Bunların size getirisi neler oldu?

Ortaokula kadar anneannem ve dedemin yanında yaşadık sonra lise döneminde annem, ağabeyim ve ben ev arkadaşı gibiydik. Herkes çalışıyor, eve ekmek getiriyor ve okula gidip geliyoruz. Tabii küçük yaşlarda çalışmak, kendi ayaklarım üzerinde durabilmemi sağladı. İzmir’e gittiğimde de, İstanbul’da da hiç zorlanmadım çünkü tek başına yaşamayı ve hayatı idame ettirebilmeyi biliyordum. Çok çok faydasını gördüm, iyi ki böyle bir hayatım olmuş.

Arkeoloji eğitimi almışsınız, bu alana ilginiz neden?

Aslında tembel bir öğrenciydim, “Zeki ama çalışmıyor.” denilenlerden. Ailem Antalya’daydı, İzmir beni çok cezbetti ve İzmir Arkeoloji’yi tercih ettim. Arkeoloji maceram böyle başladı. Üniversitedeyken Van’a 45 günlük bir kazıya gittik. Yaptığım işe ve okuduğum üniversiteye karşı taşıdığım sorumluluğun etkisi büyüktü bu kazıya gidişimde.

Nasıl bir deneyimdi?

Merkeze çok uzak bir yerdi ve koşullar oldukça zordu. Ekip dışında kimseyi görmüyorduk, 10 günde bir merkeze indiğimiz zaman ya da birileri kazı alanının yanından geçince “Aaa insan.” diye şaşırıyorduk (gülüyor). Sabah 05.00’te kalkıyor, kazı alanına gidiyorduk. Güneşte ısınan sularımız vardı, onlarla yıkanıyor, kendi yemeğimizi kendimiz yapıyorduk. Yavaş yavaş oradaki survivor hayatına alışıyorsun ve ben 45 günün sonunda “İyi ki gelmişim.” demiş, bu mesleği yapmak aklımda yokken “Ben bu işi yapabilirim.” diye düşünmüştüm.

“Artiz Mektebi” yarışma programı sizin için bir dönüm noktasıydı sanırım; yarışmanın birincisi olmuştunuz. Yarışma sırasında sizi umutlandıran ya da kaygılandıran anlar yaşadınız mı?

Hayır, öyle anlar yaşamadım. Yarışma ile ilgili büyük beklentilerim yoktu. Arkadaşlarım, annem ve ağabeyim çok ısrar etti. Yarışmaya girdiğimde, “Elenmeden dört-beş hafta kalsam iyidir.” diyordum. Aklımda İstanbul ve kamera önü olmadığı için “İzmir’e döner, kendime özel sektörde bir iş bulur, bütün boş vakitlerimde tiyatro provasına giderim.” diye düşünüyordum.

Bugün “Hayat Şarkısı” dizisinde Hülya’yı canlandırıyorsunuz. Zeki, hırslı ve gözü kara bir âşık. Benzer yönleriniz var mı?

Hülya’nın anında yalan söyleme özelliği, beni hayrete düşürüyor çoğunlukla. Yalan söylemeyi beceremem, elim ayağıma karışır. Ama Hülya’yla hayat enerjilerimiz birbirine çok benziyor.

Resmiyetten uzak ve daha samimi ortamları tercih ediyorsunuz…

Evet, çünkü resmiyeti beceremem ama bunun da olması lazım aslında zaman zaman (gülüyor).

Peki, Burcu Biricik’in gelecekle ilgili hayalleri neler?

Yine büyük hayallerim ve büyük hedeflerim yok. O bende olmuyor. Bana evrenden ne gelirse en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Güzel bir şey oluyorsa ne mutlu bana.

Seyahat tercihleriniz neler? Seyahat sırasında yanınızda mutlaka bulunmasını istediğiniz veya gittiğiniz yerlerde mutlaka olmalı dediğiniz bir şey var mı?

Uzak Doğu seyahatlerini tercih ediyorum. Arkamda bir sırt çantam var ve genelde göçebe tatil yapıyorum. Bir yere gidip 10 günümü orada geçirmiyorum. Nereye gitmişsem oradaki her yeri görmeye çalışıyorum. Bu yorucu oluyor tabii ki. Seyahatten sonra “Benim bir tatile ihtiyacım var.” diyorsun. Avrupa’yı az çok hayal edebiliyorum. Bundan 20 yıl sonra da Avrupa’yı görebilirim, o dinginliği yaşayabilirim, zaten ben de dinginimdir artık. Gider muhteşem, tertemiz, her şeyin düzenli olduğu sokaklarda 20 yıl sonra da gezebilirim. Şimdi benim için değerli olan Uzak Doğu’daki yaşamı görmek. Oradaki her an, herkes, her şey bir fotoğraf ve kafamı her çevirdiğimde ayrı heyecanlanıyorum.

Sizi en çok etkileyen ülke, şehir veya mekân neresi? Neden?

Beni en çok etkileyen ülke Kamboçya. Ayrıca Tayland’daki Ko Chang Adası benim için bir rüyaydı. Denizin ortasında bir cennetti. Barselona, Güney Amerika ve Cape Town ise en çok gidip görmek istediğim yerler arasında.