45’inci sanat yılında hayranlarını “Yeniden, Yeni, Yine” isimli çok özel bir albümle buluşturan Nilüfer, konuğumuz oldu.

 

RÖPORTAJ: ŞULE KÖKTÜRK,

FOTOĞRAF: ZEYNEL ABİDİN

 

Türkiye’nin eşsiz sesi Nilüfer… Onlarca yıl önce ilk kez onun sesinden dinlenen, ilk aşklara tanıklık eden pek çok şarkıyı bugün hâlâ keyifle dinliyoruz. Eskimeyen değil, yeni şarkılar sanki… 45’inci sanat yılında Nilüfer, “aklında kalan” birçok efsane pop şarkısını seslendirdiği albümüyle hayranlarıyla yeniden buluşuyor. Sezen Aksu, Garo Mafyan, Fahir Atakoğlu, İlhan Şeşen, Ümit Sayın, Fikret Şenes, Enrico Macias, Eda ve Metin Özülkü, Georges Moustaki ve Şehrazat’ın imzasının bulunduğu şarkıları bu kez Nilüfer’in güçlü yorumuyla dinliyoruz. Geçen yılın son günlerinde dinleyici ile buluşan albümü vesilesiyle bir araya geldiğimiz Nilüfer’le söyleşirken, gençlik ve güzellik iksirini bulmuş olduğundan da şüphelenmedik değil…

 

Albüm fikri nasıl ortaya çıktı?

Yıllar evvel de buna benzer “Geceler” isimli bir albüm yapmıştım. 86-87’de çıkmıştı. O albümde de 60-70’li yıllara ait şarkılar vardı, onları yorumlamıştım. Yorumcuların aklının kaldığı şarkılar vardır. Ben de aklımın kaldığı, çok sevdiğim, yorumuma uygun olacağını, kendime yakışacağını düşündüğüm şarkılardan yine böyle bir albüm yapmak istedim.

 

Şarkıları seçmek zor oldu mu?

Pek kolay olmadı tabii. Volga Tamöz’le 1,5 yıl önce çalışmaya başladık. Yaklaşık 100-150 şarkının içinden, müzikalitesi birbirine uygun olan 12 şarkıda karar kıldık.

 

45’inci yılınız için özel bir program düşünüyor musunuz?

Hayır, belki 50’nci yılımda… Sağlığım yerinde olur da şarkı söylemeye devam edersem, 50’ncı yılda öyle bir şey düşünebilirim.

 

1970 yılında katıldığınız “Altın Ses Yarışması”nı kazanmadan önce “Hayatımı şarkı söyleyerek kazanacağım.” demiş miydiniz?

Dememiştim. Profesyonel olacağım, şarkı söyleyeceğim, para kazanacağım yoktu aklımda. Yalnızca şarkı söylemeyi çok seven bir genç kızdım.

 

Başka planlarınız, hayalleriniz var mıydı?

Resim yapmayı çok sevdiğim ve yeteneğim de olduğu için akademiye gitmek gibi düşünceler vardı aklımda.

 

Hâlâ resim yapıyor musunuz?

Dönem dönem yapıyorum. Geçen sene, bir atölyede çok keyif alarak çalışıyordum fakat İstanbul trafiği malum. Bir atölyede, profesyonel birinin olduğu bir ortamda çalışmak daha iyi geliyor bana. Geliştirici oluyor. Onu bir türlü eve taşıyamadım henüz.

 

20 yaşında bir Almanya maceranız var. Biraz ondan bahseder misiniz?

Odeon’la çalışıyordum. Onlara bir teklif gelmiş, “Bu sanatçıya plak yapmak istiyoruz.” demişler. O zaman da çok araştırmadım, gençlik… İlk çalışma için Hamburg’a gittik, orada bir stüdyoda kayıt yapıldı. İki 45’lik daha yaptık. Hepsi Almancaydı, tek kelime bilmediğim bir dildir Almanca. Çalıştım tabii önceden. Onlar da bana, “Senenin altı ayını burada geçirin, Almanca öğrenin, bir kursa gidin, annenizi de alın, burada kalın.” dediler. Türkiye’den uzakta, Almanya’da altı ay yaşamak o an için zor geldi. Bu serüven de böyle bitti.

 

UNICEF’in iyi niyet elçiliği Türkiye’de ilk olarak size verildi…

Evet, Türkiye’deki ilk iyi niyet elçisi benim. Türkiye Milli Komitesi tarafından bana layık görüldü ve yıllarca çok etkinlikte görev aldım. Bu konuda yaptığım çalışmalar da sürüyor.

 

Söz ve müziği size ait olan ilk şarkı “Erkekler Ağlamaz”; sonrasında birçok şarkının söz ve bestesine imza attınız. Kaç şarkınız var böyle?

Ben de bu şarkıyı yaptım, gerçekten bu kadar sevilip yıllar boyu kalabileceğini düşünerek yapmadım. Sayı bilmiyorum, çok fazla değildir ama rakam veremeyeceğim. Yazdığım şarkı sözleri var. Asya söylemişti, Müslüm Gürses seslendirdi. “Olmadı Yar” var, “Karar Verdim” albümünde 6 tane söz ve müziği bana ait şarkı var. Başka yazdığım şarkı sözleri de var ama yüzlerle ifade edilemez.

 

Kızınız Ayşe Nazlı 16 yaşına geldi. Nasıl aranız?

Tam böyle tatlı anlaşan anne-kızız. Zaman zaman küçük şeylerimiz oluyor tabii ama benim kızım maşallah çok iyi kalpli, vicdanlı bir çocuk oldu. Saygılıdır, sosyaldir. Bizim arkadaşlığımız gayet güzel. Şanslı olsun inşallah, iyi insanlarla karşılaşsın.